Ziyaretci Defteri
Deftere yaz
18
Ziyaretçi defterindeki mesajlar
Ali Rıza UĞURLU
Çarşamba, 04 Ocak 2012
SAĞIN EFENDİLER TAM DA ZAMANI
Neyin nesi demen, fırsat bu fırsat
Dalın efendiler, tamda zamanı
Ne ahı dinleyin, ne de amanı
Çalın efendiler, tam da zamanı
Sultan tahtta zalim, zulmü fakire
İşsiz aşsızlara, lutf ile çile
Koyun oldu millet, dert gelmez dile
Sağın efendiler, tam da zamanı
Doğudan batıya, kapkara duman
Ne hukuk ne hak var, sistemde talan
Seçimden seçime, diz boyu yalan
Sayın efendiler, tam da zamanı
Ağlayan ağlasın, gülen siz olun
Saç sakal demeyin, keli de yolun
Boğun bu milleti, zamlarla boğun
Boğun efendiler; tam da zamanı
Din le siyasette, kar tatlı geldi
Hukuk katlanınca, çağ örselendi
Devran terse döndü, geri gelindi
Dönün efendiler, tam da zamanı
Muhalefette ne, meydanlar sizin
Çalın vurun doyun, Ay’da da gezin
Tek sizlere mahsus, bir hukuk yazın
Yapın efendiler, tamda zamanı
Biz ordular olduk, tek sizin için
Konu komşularla, işi bitirin
Kriz var deyip de, kıtlık getirin
Yayın efendiler, tamda zamanı
Emekçi örgütsüz, sırtlar yamalık
Her biri bir yerde, yüzler sarılık
Nasıl olsa halklar, darma dağınık
Bölün efendiler tamda zamanı
Arkanızda, emperyalist baba var
Mayası kan kokan, ruhu kaba var
Elinize vermiş, silah sopa var
Vurun efendiler, tamda zamanı
Ali Rıza’m derki, gelin yan yana
Enseniz kap kalın, dolam dolana
Bilim de tarumar, dalın dumana
Koşun efendiler, tamda zamanı
Saygılarımla.
Neyin nesi demen, fırsat bu fırsat
Dalın efendiler, tamda zamanı
Ne ahı dinleyin, ne de amanı
Çalın efendiler, tam da zamanı
Sultan tahtta zalim, zulmü fakire
İşsiz aşsızlara, lutf ile çile
Koyun oldu millet, dert gelmez dile
Sağın efendiler, tam da zamanı
Doğudan batıya, kapkara duman
Ne hukuk ne hak var, sistemde talan
Seçimden seçime, diz boyu yalan
Sayın efendiler, tam da zamanı
Ağlayan ağlasın, gülen siz olun
Saç sakal demeyin, keli de yolun
Boğun bu milleti, zamlarla boğun
Boğun efendiler; tam da zamanı
Din le siyasette, kar tatlı geldi
Hukuk katlanınca, çağ örselendi
Devran terse döndü, geri gelindi
Dönün efendiler, tam da zamanı
Muhalefette ne, meydanlar sizin
Çalın vurun doyun, Ay’da da gezin
Tek sizlere mahsus, bir hukuk yazın
Yapın efendiler, tamda zamanı
Biz ordular olduk, tek sizin için
Konu komşularla, işi bitirin
Kriz var deyip de, kıtlık getirin
Yayın efendiler, tamda zamanı
Emekçi örgütsüz, sırtlar yamalık
Her biri bir yerde, yüzler sarılık
Nasıl olsa halklar, darma dağınık
Bölün efendiler tamda zamanı
Arkanızda, emperyalist baba var
Mayası kan kokan, ruhu kaba var
Elinize vermiş, silah sopa var
Vurun efendiler, tamda zamanı
Ali Rıza’m derki, gelin yan yana
Enseniz kap kalın, dolam dolana
Bilim de tarumar, dalın dumana
Koşun efendiler, tamda zamanı
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Çarşamba, 04 Ocak 2012
ULUDERE KATLİAMI SON OLMALIDIR //
Şırnak’ın Uludere köy halkından bazılarının gece geç saatlerde ‘’o işe izin verilmesine ve askerlerin de önünden sınırın geçilmesine rağmen’’ 16 hava jet uçaklarının ateşi altında ‘’35 yurttaşın bu zulme sürüklenmesinin nedeni ‘’ülke ve dünya kamu vicdanının rahatlaması açısından ‘’açıklanabilir ise’’ açıklanmalıdır…
Bu toplu cana kıymanın nedeni nasıl anlatılabilir ki?, bu soruya öncelikle İHD ve tüm sivil toplum örgütleri merak ve üzüntü içerisinde bir açıklama beklemekteler…
1984 yılında başlatılan ‘’PKK ve iki taraflı 50 bine yakın insanın öldürülmesinin önü 2012 yılına kadar alınabilirdi, diye düşünüyoruz…
Ancak inatla tüm ‘’insan hak ve hukukunun üstüne üstüne çullanan’’ ırkçı bir dayatma’’ bu katliamların tam anlamıyla asıl nedendir…
Farklı inanç ve kültür insanlarına ‘’öyle değil sizde biz gibi olacaksınız’’ dayatmalarının bu gibi kavgalara bir hazırlık olduğu anlaşılmış olsa gerek …
Maalesef, bu ülkede yurttaş olan herkese şimdiye dek ‘’Sünni ve Türk dür’’ dendi. Ve farklılıklar arası sürtüşmelere sebep de ‘’çıkar adına siyaset yapan iktidarlar, ve medya olsa gerek…
Şimdiyse, yanıtı zor bir durumla karşı karşıya kalındı, Ancak ‘’iki taraflı hoş görü ile’’ bu belanın üstesinden gelinebilir diye düşünüyoruz…
Başbakan yardımcısı S. ARINÇ o kadar insanın canına kıyıldıktan sonra da olsa,’’herkes ne olarak ve nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalıdır, Kürt halkının her dediklerini yerine getirip gerekeni yapacağız, diyebilmiştir…
Demesine dedi de, ancak, bu açıklama lafta kalmamalıdır, çünkü çok geçmeden 35 Uludere’ li genç cana kıyılmıştır…
S. Başbakan. Hiçbir devlet bilerek kendi vatandaşına kurşun sıkmaz demişti. Ancak, kurşun teröriste değil sivil halka sıkılmış olduğu herkesçe de anlaşılır oldu. Şimdi, muhalif partiler ve herkes bunun yanıtını bekliyor …
Üçer beşer bazen de toplu cana kıymalar karşısında, her iki taraf soruna çağdaşça bir çözüm yerine intikam peşinde gibi oldular…
28 yıldır akan kanlar tüm yürekleri titretip, ‘’hoş görü ile’’ şimdiye dek bir çözüme götürülmeliydi diye düşünülüyor.
Dünya da henüz kaç ayrı dilin konuşulduğu kesin bilinememişken, kim kimi bitirecek kavgası neden Türkiye de başladı ve barışla bir sona götürülmedi?
Ülke yönetmeye soyunanlar her seçimde halklara söz verirler ve arkasından, huzur ve refahı sağlamak ve korumak için ‘’şeref ve namusuma der ant içerler. Hani analar ağlamasın denmişti? Hadi şimdi, dindirin Uludere de akan onca göz yaşlarını dindirebilirseniz …
Saygılarımla.
Şırnak’ın Uludere köy halkından bazılarının gece geç saatlerde ‘’o işe izin verilmesine ve askerlerin de önünden sınırın geçilmesine rağmen’’ 16 hava jet uçaklarının ateşi altında ‘’35 yurttaşın bu zulme sürüklenmesinin nedeni ‘’ülke ve dünya kamu vicdanının rahatlaması açısından ‘’açıklanabilir ise’’ açıklanmalıdır…
Bu toplu cana kıymanın nedeni nasıl anlatılabilir ki?, bu soruya öncelikle İHD ve tüm sivil toplum örgütleri merak ve üzüntü içerisinde bir açıklama beklemekteler…
1984 yılında başlatılan ‘’PKK ve iki taraflı 50 bine yakın insanın öldürülmesinin önü 2012 yılına kadar alınabilirdi, diye düşünüyoruz…
Ancak inatla tüm ‘’insan hak ve hukukunun üstüne üstüne çullanan’’ ırkçı bir dayatma’’ bu katliamların tam anlamıyla asıl nedendir…
Farklı inanç ve kültür insanlarına ‘’öyle değil sizde biz gibi olacaksınız’’ dayatmalarının bu gibi kavgalara bir hazırlık olduğu anlaşılmış olsa gerek …
Maalesef, bu ülkede yurttaş olan herkese şimdiye dek ‘’Sünni ve Türk dür’’ dendi. Ve farklılıklar arası sürtüşmelere sebep de ‘’çıkar adına siyaset yapan iktidarlar, ve medya olsa gerek…
Şimdiyse, yanıtı zor bir durumla karşı karşıya kalındı, Ancak ‘’iki taraflı hoş görü ile’’ bu belanın üstesinden gelinebilir diye düşünüyoruz…
Başbakan yardımcısı S. ARINÇ o kadar insanın canına kıyıldıktan sonra da olsa,’’herkes ne olarak ve nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalıdır, Kürt halkının her dediklerini yerine getirip gerekeni yapacağız, diyebilmiştir…
Demesine dedi de, ancak, bu açıklama lafta kalmamalıdır, çünkü çok geçmeden 35 Uludere’ li genç cana kıyılmıştır…
S. Başbakan. Hiçbir devlet bilerek kendi vatandaşına kurşun sıkmaz demişti. Ancak, kurşun teröriste değil sivil halka sıkılmış olduğu herkesçe de anlaşılır oldu. Şimdi, muhalif partiler ve herkes bunun yanıtını bekliyor …
Üçer beşer bazen de toplu cana kıymalar karşısında, her iki taraf soruna çağdaşça bir çözüm yerine intikam peşinde gibi oldular…
28 yıldır akan kanlar tüm yürekleri titretip, ‘’hoş görü ile’’ şimdiye dek bir çözüme götürülmeliydi diye düşünülüyor.
Dünya da henüz kaç ayrı dilin konuşulduğu kesin bilinememişken, kim kimi bitirecek kavgası neden Türkiye de başladı ve barışla bir sona götürülmedi?
Ülke yönetmeye soyunanlar her seçimde halklara söz verirler ve arkasından, huzur ve refahı sağlamak ve korumak için ‘’şeref ve namusuma der ant içerler. Hani analar ağlamasın denmişti? Hadi şimdi, dindirin Uludere de akan onca göz yaşlarını dindirebilirseniz …
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Cumartesi, 24 Aralık 2011
YENİ YIL 2012 YE MERHABALAR DERKEN //
Yılları hayırlar dileye, kutlaya ve kucaklaya hep karşıladık ve gidenleri de ‘’el sallarcasına, selamlayarak uğurladık…
İyi de, şimdiye dek, gidenler gelenlere neleri bıraktı ve 2001- 2012 yılına neleri devretti ve nelere de gebe bırakıp gidecek? Bekleyip göreceğiz…
Her zaman olduğu gibi, 2012 yılını da tüm insanlık alemi için hayırlara vesile olsun deyip kutlayacağız…. Ancak, şimdiye dek işlenen katliamların katillerini ‘’kollayıp gizleyen sistemciler yeni yıla nasıl hesaplarla hazırlandılar?, onu da hep merak ediyoruz doğrusu…
24 Aralık 1978 - K.Maraş katilleri 33 yıl sonra bir daha ‘’ Alevi örgütleri tarafından, K. Maraş’a sokmasalar da, lanetlenerek kınandı…
Evet, 33 yıldır K.Maraş katliamı katillerinin ‘’tüm izleri ve adresleri gösterilmesine rağmen, yasalar önüne çıkarıp sorgulamak kimselerin umurunda bile olmadı. Çünkü katil sorgulamak ‘’bizim demokrasilerde demeyelim de‘’ 60 kusur senelik çok partili dönemde de, olmadı ve yapmıyorlar işte…
Yetkililerden bu ve ‘’benzeri olayların üzerine gitmek mi?, kınanılmasına bile müsaade etmiyorlar… İşte bu yıl ‘’Yurttan ve yurt dışından, K. Maraş katliamını yerinde kınamak isteyen Alevi örgütlerine yetkili vali tarafından hayır dendi…
Vurguncu sisteme yamanıp yapışanlar, yılları hep kendi vicdanlarının kirli rengi ile renklendirip kendi amellerine benzettiler…
Bunca vebal ve ayıplarla yüklü korunan dünya düzeninde, ‘’yılları fakir fukarayı yaşlandırıp bellerini de büküp kocatmaktan başka da bir işe yaratmadılar …
İktidar olup kurumları yönlendiren ve yöneten ‘’gelmiş geçmiş tüm hükümetler, geriye doğru ‘’K. Maraş,Sivas, gazi, Çorum, Malatya Elbistan ve ‘’faili meçhul denen cinayetler dahil, bir iktidar döneminde dile gelip konu edilmemiştir.. Neden?, Türkiye de değişmeyen sistem yanlı katil ve yolsuzlara sorgu sual olmuyor işte…
Düzenin ipini kollarına dolamışlarla, el sıkışıp yıl kutlamanın hayra vesile olacağına artık ‘’bu tas bu hamam değişmedikçe, nasıl da inanabiliriz ki?
1950 ler den beri, onca iktidarların ‘’al birisini ‘’vurabiliyorsan, vur diğerine. Sivas da 37 canı yakanlar elini kolunu sallayarak gezmekte, ‘’bunlar katildir’’ deyip alıp yargıya teslim etmek yerine, tutup onlardan bazılarını ‘’omuzlarında günah, yüzlerindeki lekelerle ‘’TBMM ne vekil olarak getirip oturttuklarına da şahit olduk…
Birileri vardır birilerini aldatır, birileri de var, kendi kendisini aldatır, toplum olarak biz de dönüp hep biz bizi aldatırız. Şimdiye dek, kutladık, hayırlar diledik ‘’ve yine de dileyeceğiz.
Ancak, yıllar hep vurgun vuran bir avuç vurguncunun yılı olarak, tur atıp dönüşüne bakıp durulmamalıdır…
Cumartesi anneleri onca yıldır kayıp çocuklarını arıyor, birileri de dönüp ‘’akan göz yaşlarına bile bakmadan ’’günün yılın kutlu olsun der, sözü bitirir... Bu hep böyle geldi, böylede gitsin isterler. Dostlar ‘’ateş düştüğü yeri yakar. Ülkemizde bayramlar ve önemli günleri bir yana bırakalım da, günübirlik dizine vurarak onca çok ağlayanımız var ki…
Öyleyken, bahsettiğimiz yıllarda olan katliamları kimler kolluyor ve unutturmaya çalışanlar da kim? Bu günkü TBMM de bir soruşturma açılsın, her şeyin çorap söküğü gibi çabucak çözülüp önlerine döküleceğinden kimsenin şüphesi olmasın diyorum… Öbür taraftan, Arap baharı belasına soyunanlar, ‘’Suriye yi - 15% lik alevi nüfus mu yönetsin, deyip ülkedeki kinini oralara da ekenlerle mi, yıllardan hayırlar bekleyeceğiz?
Ben de biliyorum ki, bu katliamlar ve tüm işlenen insanlık suçları, dönen dünya ile yıl olup önümüze gelmiyor…Yine de ‘’ kabulü makbul olasıca, her şeyin pek yakında su yüzüne çıkacağı inancımla ‘’yeni yılın ‘’tüm insanlık alemine hayırlar getirmesini diliyor ve hoş geldin deyip yürekten selamlıyorum. Elbette ki, her gelen yıla hoş geldin deyip tüm dünya halklarıyla kutlayacağız. Ancak, yılları insancıl yıllar olarak yaşamak isteyenler yaşayamıyorlar işte.
Saygılarımla.
Yılları hayırlar dileye, kutlaya ve kucaklaya hep karşıladık ve gidenleri de ‘’el sallarcasına, selamlayarak uğurladık…
İyi de, şimdiye dek, gidenler gelenlere neleri bıraktı ve 2001- 2012 yılına neleri devretti ve nelere de gebe bırakıp gidecek? Bekleyip göreceğiz…
Her zaman olduğu gibi, 2012 yılını da tüm insanlık alemi için hayırlara vesile olsun deyip kutlayacağız…. Ancak, şimdiye dek işlenen katliamların katillerini ‘’kollayıp gizleyen sistemciler yeni yıla nasıl hesaplarla hazırlandılar?, onu da hep merak ediyoruz doğrusu…
24 Aralık 1978 - K.Maraş katilleri 33 yıl sonra bir daha ‘’ Alevi örgütleri tarafından, K. Maraş’a sokmasalar da, lanetlenerek kınandı…
Evet, 33 yıldır K.Maraş katliamı katillerinin ‘’tüm izleri ve adresleri gösterilmesine rağmen, yasalar önüne çıkarıp sorgulamak kimselerin umurunda bile olmadı. Çünkü katil sorgulamak ‘’bizim demokrasilerde demeyelim de‘’ 60 kusur senelik çok partili dönemde de, olmadı ve yapmıyorlar işte…
Yetkililerden bu ve ‘’benzeri olayların üzerine gitmek mi?, kınanılmasına bile müsaade etmiyorlar… İşte bu yıl ‘’Yurttan ve yurt dışından, K. Maraş katliamını yerinde kınamak isteyen Alevi örgütlerine yetkili vali tarafından hayır dendi…
Vurguncu sisteme yamanıp yapışanlar, yılları hep kendi vicdanlarının kirli rengi ile renklendirip kendi amellerine benzettiler…
Bunca vebal ve ayıplarla yüklü korunan dünya düzeninde, ‘’yılları fakir fukarayı yaşlandırıp bellerini de büküp kocatmaktan başka da bir işe yaratmadılar …
İktidar olup kurumları yönlendiren ve yöneten ‘’gelmiş geçmiş tüm hükümetler, geriye doğru ‘’K. Maraş,Sivas, gazi, Çorum, Malatya Elbistan ve ‘’faili meçhul denen cinayetler dahil, bir iktidar döneminde dile gelip konu edilmemiştir.. Neden?, Türkiye de değişmeyen sistem yanlı katil ve yolsuzlara sorgu sual olmuyor işte…
Düzenin ipini kollarına dolamışlarla, el sıkışıp yıl kutlamanın hayra vesile olacağına artık ‘’bu tas bu hamam değişmedikçe, nasıl da inanabiliriz ki?
1950 ler den beri, onca iktidarların ‘’al birisini ‘’vurabiliyorsan, vur diğerine. Sivas da 37 canı yakanlar elini kolunu sallayarak gezmekte, ‘’bunlar katildir’’ deyip alıp yargıya teslim etmek yerine, tutup onlardan bazılarını ‘’omuzlarında günah, yüzlerindeki lekelerle ‘’TBMM ne vekil olarak getirip oturttuklarına da şahit olduk…
Birileri vardır birilerini aldatır, birileri de var, kendi kendisini aldatır, toplum olarak biz de dönüp hep biz bizi aldatırız. Şimdiye dek, kutladık, hayırlar diledik ‘’ve yine de dileyeceğiz.
Ancak, yıllar hep vurgun vuran bir avuç vurguncunun yılı olarak, tur atıp dönüşüne bakıp durulmamalıdır…
Cumartesi anneleri onca yıldır kayıp çocuklarını arıyor, birileri de dönüp ‘’akan göz yaşlarına bile bakmadan ’’günün yılın kutlu olsun der, sözü bitirir... Bu hep böyle geldi, böylede gitsin isterler. Dostlar ‘’ateş düştüğü yeri yakar. Ülkemizde bayramlar ve önemli günleri bir yana bırakalım da, günübirlik dizine vurarak onca çok ağlayanımız var ki…
Öyleyken, bahsettiğimiz yıllarda olan katliamları kimler kolluyor ve unutturmaya çalışanlar da kim? Bu günkü TBMM de bir soruşturma açılsın, her şeyin çorap söküğü gibi çabucak çözülüp önlerine döküleceğinden kimsenin şüphesi olmasın diyorum… Öbür taraftan, Arap baharı belasına soyunanlar, ‘’Suriye yi - 15% lik alevi nüfus mu yönetsin, deyip ülkedeki kinini oralara da ekenlerle mi, yıllardan hayırlar bekleyeceğiz?
Ben de biliyorum ki, bu katliamlar ve tüm işlenen insanlık suçları, dönen dünya ile yıl olup önümüze gelmiyor…Yine de ‘’ kabulü makbul olasıca, her şeyin pek yakında su yüzüne çıkacağı inancımla ‘’yeni yılın ‘’tüm insanlık alemine hayırlar getirmesini diliyor ve hoş geldin deyip yürekten selamlıyorum. Elbette ki, her gelen yıla hoş geldin deyip tüm dünya halklarıyla kutlayacağız. Ancak, yılları insancıl yıllar olarak yaşamak isteyenler yaşayamıyorlar işte.
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Cumartesi, 10 Aralık 2011
CANLI İSE O DA BİZDENDİR
Çocukluğumdan beri İSAKÖYÜ de bir çift leylek senenin hep Mart ortalarında köye gelir bir yıl önce bıraktıkları yuvalarına konarlar, yavrular ve onları uçurur dönme zamanı da bir çift gelir çoğalır yavrularıyla Arap çöllerine gerisin geriye dönerler. Kış aylarını o sıcak çöllerde geçiren bu sevimli ve vefalı kuşlar, bahar ve yaz aylarını geçirmek için, ‘’her çift o bıraktıkları eski yuvalarını neredeyse bulup varıp yerleşirler…
İSAKÖYÜ de birkaç sefer istenmeyerek de olsa, o çiftin yuvası birileri tarafından yıkıldı.‘’Bu vefalı dost kuşlar’’ ne edip etti bir münasip yer ayarlayıp yeniden çöp çalı bulup getirip o yuvayı kurdular ve son olarak da, yine her zaman yapıkları gibi ‘’kimselere küsüp darılmaksızın’’ İsaköyü’ne gelip yerleşti ve her yıl da gelip gitmekteler…
Köyün tam alt kısmında çeşmeye yakın, telefon direğinin üstündeki yuvalarından köyü de rahatça seyredebilmekteler. Kimseleri yabancılayıp rahatsız etmeyi akıllarına bile getirmeden, takır takır da o güzel seslerini her tarafa duyurabiliyorlar…
Bu güzel sevimli vefalı kuşlar, bazen de sabahın erken saatlerinde uçup yüksek evler üzerindeki kurulu enerjilere ‘’ondan öbürüne’’ uçarak o ayrıcalıklı ötüş seslerini kısmadan alabildiğine takırdatırlar. Sabahın erken saatinde beni de uyarırlar, çünkü bizim de evin üstündeki enerjiye de konup başkalarına yaptıklarının aynısını bize de yaparlar.
Seslerim uçup gitsinler diye, çokta samimiymişiz gibi hiç de aldırmazlar bile. Kızmak da ne, o aldırışsız hallerinden o kadar hoşlanırım ki, isterim yanıma kadar gelsin benden yiyecek bir şeyler de istesinler…
Ne acı ki, Ağustos ortalarında o gün köyde yokuz. Bunlardan birisi uçup gelir bizim evin hemen yanındaki elektrik teline konar ve konmasıyla da elektriğe kaptırır kendini, yüksek bir patlama ile yere düşer hayatını kaybeder…
Olayı bitişik komşular görüp izledikleri gibi anlattılar. Aradan yarım saat bile geçmeden, yörede ne kadar leylek varsa gelip cenazenin etrafını sararlar. ‘’Kimilerine göre sayıları 30 kimileri daha da fazlaydı derler. Sanki birileri haber götürmüş gibi, kısa bir sürede gelip konup cenazenin etrafında toplanırlar…
Bu vefakar hakikatli kuşlar, baharın yöreye geldiklerinde ‘’Arapkir Arguvan yol ayrımının sağındaki araziye toplu halde konup buluşurlar ve birbirleriyle ‘’vedalaşırcasına’’ ayrılıp döner her yıl bıraktıkları yerlere yuvalarına dağılırlar…
Çöle dönüşlerinde de, geldikleri gibi aynı yerde buluşur ‘’ölüm gibi bir kayıpları yoksa’’ tam sayı birlikte kalkıp çöle doğru göçerler…
Aslında bir üzüntü içinde yazmaya çalıştığım bu olaydan söz ederken, ‘’bazı şiirlerimde de yer vermişimdir. ’’Her canlı da, ‘’insanlar gibi, konuşarak anlaşır olmasalar bile’’ bir ölçüde her canlının ‘’aklı, aşkı ‘’sistematik bilimsel araştırmalara bakmadan’ da’’ onları yaşamda görerek duygu yüklü olduklarını anlamak zor olmasa gerek diyorum…
Hasılı Kelam; ‘’Kuşlara da kıymayın efendiler.’’
BAHTSIZ KUŞ
Çift konup çift, göçerdiniz yuvadan
Ne idi bu bela, başında leylek
Havada beraber, yerde birdiniz
Niçin tutamadın, yanında leylek
Dostların tez gelmiş, haber mi saldın
Ağladın sızladın, köyü ağlattın
Biliriz güzel kuş, içten kanadın
Şimdi kim ötecek, yanında leylek
Kalkıp inip, öterdiniz yuvadan
Uçardınız, hava deniz karadan
Size özge, tek sınırsız dünyadan
Yoldaş kim olacak, yolunda leylek
Tezden duyup, cenazene geldiler
Ağlayarak, etrafında döndüler
Ah vah edip, sinelerin dövdüler
Soy bağımı vardı, kanında leylek
Küsme derim, gidip yine gelesin
Sizsiz bu köy olmaz, bunu bilesin
Dile gel de, bir şeycikler diyesin
Anılar saklıdır, yılında leylek
Telgrafın, o telleri kopsaydı
İsa köyü, karanlıkta kalsaydı
Güneş her gün gibi, yine doğsaydı
Eşini görseydin, yanında leylek
Biliriz ki, için dışın hep acı
Köyü de acıttı, sendeki sancı
Ne idi feleğin, sana bu hıncı
Buda mı var idi, bahtında leylek
Sabahları, o çift sesi dinlerdik
Yavruların, uçar konar izlerdik
Göçerdiniz, gelene dek özlerdik
Tutasın bizleri, aklında leylek
Ali Rıza’m, almasaydı haberi
Senin ile, yaşamazdı kederi
Kesem dese, kesemez ki telleri
Yıkıldın hayatın, tadında leylek
Saygılarımla.
Çocukluğumdan beri İSAKÖYÜ de bir çift leylek senenin hep Mart ortalarında köye gelir bir yıl önce bıraktıkları yuvalarına konarlar, yavrular ve onları uçurur dönme zamanı da bir çift gelir çoğalır yavrularıyla Arap çöllerine gerisin geriye dönerler. Kış aylarını o sıcak çöllerde geçiren bu sevimli ve vefalı kuşlar, bahar ve yaz aylarını geçirmek için, ‘’her çift o bıraktıkları eski yuvalarını neredeyse bulup varıp yerleşirler…
İSAKÖYÜ de birkaç sefer istenmeyerek de olsa, o çiftin yuvası birileri tarafından yıkıldı.‘’Bu vefalı dost kuşlar’’ ne edip etti bir münasip yer ayarlayıp yeniden çöp çalı bulup getirip o yuvayı kurdular ve son olarak da, yine her zaman yapıkları gibi ‘’kimselere küsüp darılmaksızın’’ İsaköyü’ne gelip yerleşti ve her yıl da gelip gitmekteler…
Köyün tam alt kısmında çeşmeye yakın, telefon direğinin üstündeki yuvalarından köyü de rahatça seyredebilmekteler. Kimseleri yabancılayıp rahatsız etmeyi akıllarına bile getirmeden, takır takır da o güzel seslerini her tarafa duyurabiliyorlar…
Bu güzel sevimli vefalı kuşlar, bazen de sabahın erken saatlerinde uçup yüksek evler üzerindeki kurulu enerjilere ‘’ondan öbürüne’’ uçarak o ayrıcalıklı ötüş seslerini kısmadan alabildiğine takırdatırlar. Sabahın erken saatinde beni de uyarırlar, çünkü bizim de evin üstündeki enerjiye de konup başkalarına yaptıklarının aynısını bize de yaparlar.
Seslerim uçup gitsinler diye, çokta samimiymişiz gibi hiç de aldırmazlar bile. Kızmak da ne, o aldırışsız hallerinden o kadar hoşlanırım ki, isterim yanıma kadar gelsin benden yiyecek bir şeyler de istesinler…
Ne acı ki, Ağustos ortalarında o gün köyde yokuz. Bunlardan birisi uçup gelir bizim evin hemen yanındaki elektrik teline konar ve konmasıyla da elektriğe kaptırır kendini, yüksek bir patlama ile yere düşer hayatını kaybeder…
Olayı bitişik komşular görüp izledikleri gibi anlattılar. Aradan yarım saat bile geçmeden, yörede ne kadar leylek varsa gelip cenazenin etrafını sararlar. ‘’Kimilerine göre sayıları 30 kimileri daha da fazlaydı derler. Sanki birileri haber götürmüş gibi, kısa bir sürede gelip konup cenazenin etrafında toplanırlar…
Bu vefakar hakikatli kuşlar, baharın yöreye geldiklerinde ‘’Arapkir Arguvan yol ayrımının sağındaki araziye toplu halde konup buluşurlar ve birbirleriyle ‘’vedalaşırcasına’’ ayrılıp döner her yıl bıraktıkları yerlere yuvalarına dağılırlar…
Çöle dönüşlerinde de, geldikleri gibi aynı yerde buluşur ‘’ölüm gibi bir kayıpları yoksa’’ tam sayı birlikte kalkıp çöle doğru göçerler…
Aslında bir üzüntü içinde yazmaya çalıştığım bu olaydan söz ederken, ‘’bazı şiirlerimde de yer vermişimdir. ’’Her canlı da, ‘’insanlar gibi, konuşarak anlaşır olmasalar bile’’ bir ölçüde her canlının ‘’aklı, aşkı ‘’sistematik bilimsel araştırmalara bakmadan’ da’’ onları yaşamda görerek duygu yüklü olduklarını anlamak zor olmasa gerek diyorum…
Hasılı Kelam; ‘’Kuşlara da kıymayın efendiler.’’
BAHTSIZ KUŞ
Çift konup çift, göçerdiniz yuvadan
Ne idi bu bela, başında leylek
Havada beraber, yerde birdiniz
Niçin tutamadın, yanında leylek
Dostların tez gelmiş, haber mi saldın
Ağladın sızladın, köyü ağlattın
Biliriz güzel kuş, içten kanadın
Şimdi kim ötecek, yanında leylek
Kalkıp inip, öterdiniz yuvadan
Uçardınız, hava deniz karadan
Size özge, tek sınırsız dünyadan
Yoldaş kim olacak, yolunda leylek
Tezden duyup, cenazene geldiler
Ağlayarak, etrafında döndüler
Ah vah edip, sinelerin dövdüler
Soy bağımı vardı, kanında leylek
Küsme derim, gidip yine gelesin
Sizsiz bu köy olmaz, bunu bilesin
Dile gel de, bir şeycikler diyesin
Anılar saklıdır, yılında leylek
Telgrafın, o telleri kopsaydı
İsa köyü, karanlıkta kalsaydı
Güneş her gün gibi, yine doğsaydı
Eşini görseydin, yanında leylek
Biliriz ki, için dışın hep acı
Köyü de acıttı, sendeki sancı
Ne idi feleğin, sana bu hıncı
Buda mı var idi, bahtında leylek
Sabahları, o çift sesi dinlerdik
Yavruların, uçar konar izlerdik
Göçerdiniz, gelene dek özlerdik
Tutasın bizleri, aklında leylek
Ali Rıza’m, almasaydı haberi
Senin ile, yaşamazdı kederi
Kesem dese, kesemez ki telleri
Yıkıldın hayatın, tadında leylek
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Pazartesi, 05 Aralık 2011
KERBELA YI ANARKEN
Yiğit Hz. Hüseyin’i seven ve onun izinde olan insanlar, her yıl Muharren Ayı geldiğinde ‘’Yezit denen lanetin babası Muaviya’’nın ‘’miras ve vasiyetleri üzerine’’ Kerbela’’da Hz Muhammed’’in torunlarını yok etmek için katliama başlamışlardır. O nedenle, Hz. Muhammed’’in ‘’ehlibeytim deyip emaneti’’ olan bunların şahadeti için ’’3 gün masumu pak ‘’Müslüm’’ün çocukları için’’ ve 12 gün de Hz.Hüseyin ve yakınları için sevenleri ‘’yas orucu‘’ tutarlar…
Bu günlerde, oruç tutarak yada onları anmak, Hz. Muhammed Hz. Ali ve yakınlarına bağlı kalmanın bir kanıtıdır diye biliriz …
Tabi ki, Hz. Muhammed’’in ve ehlibeytinin asıl düşmanları olan (Mervan, Maviye Ve onun Oğlu Yezit’’e) ‘’hazret demekle olamaz ve ayrıca ehlibeyt dostları onlardan nefret eder lanet okumayı da ayrıca sevap bilirler.
BU DAVA KALACAK ULU DİVANA
Kıyamete kadar, sızlar bu yara
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Seni sevenlere, dilde vird oldun
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
On bin asker, çıktı pirin yoluna
Kıydı zalim, imamların canına
Lanet olsun, Yezit senin şanına
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Ya Muhammed, ehlibeyte kıydılar
Yolun kesip, susuz çöle koydular
Başlar kesip, çadırları soydular
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Hür Şehit’te, serin verdi o yola
Beklendi ki, Fırat suyu durula
Acılardan yer kalmadı, sabıra
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Fıratın yolunu, kesen zalimler
Su vermedi, körpelere hainler
Yezit’’emir veridi, kırdı geçtiler
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Kasım’a tutulan, düğün yastaydı
Sakine’’nin, canı yorgun hastaydı
Celal Abbas, su yolunda dardaydı
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Ol Yezitlik, sürüp geldi zamana
O amelle, cana kıyan kıyana
Bu davayı koyduk, ulu divana
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Şahı Merdan, bu zülumu görseydi
Ulan Yezit, seni zalim deseydi
Kalleş Mervan, hele kaçma deseydi
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Ali Rıza’m derki, bizde yara var
Sivas, Gazi, çorum, nice Maraşlar
Kerbela’yla, bu yaralar kanarlar
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Saygılarımla.
Yiğit Hz. Hüseyin’i seven ve onun izinde olan insanlar, her yıl Muharren Ayı geldiğinde ‘’Yezit denen lanetin babası Muaviya’’nın ‘’miras ve vasiyetleri üzerine’’ Kerbela’’da Hz Muhammed’’in torunlarını yok etmek için katliama başlamışlardır. O nedenle, Hz. Muhammed’’in ‘’ehlibeytim deyip emaneti’’ olan bunların şahadeti için ’’3 gün masumu pak ‘’Müslüm’’ün çocukları için’’ ve 12 gün de Hz.Hüseyin ve yakınları için sevenleri ‘’yas orucu‘’ tutarlar…
Bu günlerde, oruç tutarak yada onları anmak, Hz. Muhammed Hz. Ali ve yakınlarına bağlı kalmanın bir kanıtıdır diye biliriz …
Tabi ki, Hz. Muhammed’’in ve ehlibeytinin asıl düşmanları olan (Mervan, Maviye Ve onun Oğlu Yezit’’e) ‘’hazret demekle olamaz ve ayrıca ehlibeyt dostları onlardan nefret eder lanet okumayı da ayrıca sevap bilirler.
BU DAVA KALACAK ULU DİVANA
Kıyamete kadar, sızlar bu yara
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Seni sevenlere, dilde vird oldun
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
On bin asker, çıktı pirin yoluna
Kıydı zalim, imamların canına
Lanet olsun, Yezit senin şanına
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Ya Muhammed, ehlibeyte kıydılar
Yolun kesip, susuz çöle koydular
Başlar kesip, çadırları soydular
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Hür Şehit’te, serin verdi o yola
Beklendi ki, Fırat suyu durula
Acılardan yer kalmadı, sabıra
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Fıratın yolunu, kesen zalimler
Su vermedi, körpelere hainler
Yezit’’emir veridi, kırdı geçtiler
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Kasım’a tutulan, düğün yastaydı
Sakine’’nin, canı yorgun hastaydı
Celal Abbas, su yolunda dardaydı
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Ol Yezitlik, sürüp geldi zamana
O amelle, cana kıyan kıyana
Bu davayı koyduk, ulu divana
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Şahı Merdan, bu zülumu görseydi
Ulan Yezit, seni zalim deseydi
Kalleş Mervan, hele kaçma deseydi
Ah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Ali Rıza’m derki, bizde yara var
Sivas, Gazi, çorum, nice Maraşlar
Kerbela’yla, bu yaralar kanarlar
Vah Hüseyin, şah şehidi Kerbela
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Salı, 29 Kasım 2011
DERSİM’’E KIYILMIŞTIR
Türkiye de ardı arkası kesilmeyen ‘’Alevi katliamları ‘’Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılarda da olduğu gibi, cumhuriyet döneminde de devam etmiştir…
Bu katliamlar için özür dilemeler ‘’devlet adına da olsa’’ ne inandırıcı ve nede caydırıcı olabilir….
Nasıl mı? Ülkede ‘’Alevi Kürt ve diğer farklılıklar adına yapılan açılımlar sonuçta, ‘’sizde bize benzeyin’’ denmekten bir milim dahi ileriye götürülememiştir. S. Başbakanın bizzat kendi açtığı açılımlardı o açılımlar…
Dersim katliamına gelince, dönemin devlet içinde kadrolaşmış ‘’önde gelen gerici bir zihniyetin planı olduğu görüşü ağırlıkta. Peki, arşivlerin tam olarak açılmasından korkanlar mı var? O katliamların acılarını yaşayan herkes arşivlerin ivedilikle açılmasından yana, hemen şimdi deniliyor …
Günümüzde bile, Alevi ve diğer farklı halklardan alınan vergiler yalınız ‘’Sünni İslam’’ın inanç ve ibadetleri için harcanmaktadır. Bundan da bir dönüş yaparak ,‘’devlet adına bir özür gerekmez mi?,Aynı zamanda bu gibi devlet adına yapılması gerekeni ‘’Devlet başkanının yapması gerekirdi diye düşünüyoruz…
Her neyse, Sayın Başbakan Dersim katliamından dolayı devlet adına ‘’ben özür diliyorum’’ dedi.
Ancak, S. Başbakan bir özürle işin bitirilemeyeceğini kendiside biliyor olsa gerek. Geçmişte ve yakın tarihimizde de, sistem destekli işlenen katliamların hepsinin hesabı ‘’kamu vicdanının rahatlaması açısından ’’sırası gelmişken sorgulanmalıdır diyoruz…
S. Başbakan’ın sözünde samimi olduğuna inanmamız için, olay öncelikle siyasi olmaktan çıkarılmalıdır. Dersim katliamının ‘’Devlet adına bir suç olduğunu kabullenip özür de dilediler’’ Şimdi Devlet olarak, Dersim halkının acılarını hafifletecek olan ‘’özür ü tüm siyasi partilerin parlamentoda birlikde yapmaları gerekir…
Dersim katliamının acımasızca bir alevi soy kırımı olduğu ‘’öncelikle o yöre halkı tarafından haklı olarak gündeme oturtuldu ve S. Başbakan da devlet adına bir özürle kabul ettiler. Türkiye de yurttaşlar arası hiçbir farklılık gözetilmeksizin, herkesin ‘’yurttaş insan olarak yaşaması için, S.Başbakanın özürü lafta kalmamalıdır diyoruz…
Tarihimizde Kerbela’’dan sonra ‘’Yavuz S.S. zulmüyle yapılan Alevi soy kırımı tarihte ‘’Osmanlı adına ‘’kocaman bir kara leke olarak durmaktadır’’ ve daha bir çok Alevi katliamlarının devamı ‘’Dersim, Elbistan, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi, Malatya, katliamlarının hepsinin ‘’sonu kime ve nereye dayanırsa dayansın, hesabı masaya yatırılıp gereken de yapılmalıdır diyoruz …
Türkiye topraklarında yaşayan ve yurttaş olan herkes, huzura ve istikrara susamıştır. Bu topraklarda asıl sebebi de tarihimizde ‘’devleti yönetenlerdir…
Siyaset yapıyoruz, ülkede demokrasi var palavralarıyla halkları huzura susatanları ‘’mal varlıkları ve kılık kıyafetleriyle de ölçebiliyoruz…
Orta doğuda şuraya, buraya, demokrasi getireceğiz palavraları ise, ABD ‘’emperyalizmin kan dökme pahasına ‘’oraları kendi kıskacına alma politikalarına malzeme olmak yerine, herkes kendi evinin önünü süpürsün istiyoruz.
Saygılarımla.
Türkiye de ardı arkası kesilmeyen ‘’Alevi katliamları ‘’Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılarda da olduğu gibi, cumhuriyet döneminde de devam etmiştir…
Bu katliamlar için özür dilemeler ‘’devlet adına da olsa’’ ne inandırıcı ve nede caydırıcı olabilir….
Nasıl mı? Ülkede ‘’Alevi Kürt ve diğer farklılıklar adına yapılan açılımlar sonuçta, ‘’sizde bize benzeyin’’ denmekten bir milim dahi ileriye götürülememiştir. S. Başbakanın bizzat kendi açtığı açılımlardı o açılımlar…
Dersim katliamına gelince, dönemin devlet içinde kadrolaşmış ‘’önde gelen gerici bir zihniyetin planı olduğu görüşü ağırlıkta. Peki, arşivlerin tam olarak açılmasından korkanlar mı var? O katliamların acılarını yaşayan herkes arşivlerin ivedilikle açılmasından yana, hemen şimdi deniliyor …
Günümüzde bile, Alevi ve diğer farklı halklardan alınan vergiler yalınız ‘’Sünni İslam’’ın inanç ve ibadetleri için harcanmaktadır. Bundan da bir dönüş yaparak ,‘’devlet adına bir özür gerekmez mi?,Aynı zamanda bu gibi devlet adına yapılması gerekeni ‘’Devlet başkanının yapması gerekirdi diye düşünüyoruz…
Her neyse, Sayın Başbakan Dersim katliamından dolayı devlet adına ‘’ben özür diliyorum’’ dedi.
Ancak, S. Başbakan bir özürle işin bitirilemeyeceğini kendiside biliyor olsa gerek. Geçmişte ve yakın tarihimizde de, sistem destekli işlenen katliamların hepsinin hesabı ‘’kamu vicdanının rahatlaması açısından ’’sırası gelmişken sorgulanmalıdır diyoruz…
S. Başbakan’ın sözünde samimi olduğuna inanmamız için, olay öncelikle siyasi olmaktan çıkarılmalıdır. Dersim katliamının ‘’Devlet adına bir suç olduğunu kabullenip özür de dilediler’’ Şimdi Devlet olarak, Dersim halkının acılarını hafifletecek olan ‘’özür ü tüm siyasi partilerin parlamentoda birlikde yapmaları gerekir…
Dersim katliamının acımasızca bir alevi soy kırımı olduğu ‘’öncelikle o yöre halkı tarafından haklı olarak gündeme oturtuldu ve S. Başbakan da devlet adına bir özürle kabul ettiler. Türkiye de yurttaşlar arası hiçbir farklılık gözetilmeksizin, herkesin ‘’yurttaş insan olarak yaşaması için, S.Başbakanın özürü lafta kalmamalıdır diyoruz…
Tarihimizde Kerbela’’dan sonra ‘’Yavuz S.S. zulmüyle yapılan Alevi soy kırımı tarihte ‘’Osmanlı adına ‘’kocaman bir kara leke olarak durmaktadır’’ ve daha bir çok Alevi katliamlarının devamı ‘’Dersim, Elbistan, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi, Malatya, katliamlarının hepsinin ‘’sonu kime ve nereye dayanırsa dayansın, hesabı masaya yatırılıp gereken de yapılmalıdır diyoruz …
Türkiye topraklarında yaşayan ve yurttaş olan herkes, huzura ve istikrara susamıştır. Bu topraklarda asıl sebebi de tarihimizde ‘’devleti yönetenlerdir…
Siyaset yapıyoruz, ülkede demokrasi var palavralarıyla halkları huzura susatanları ‘’mal varlıkları ve kılık kıyafetleriyle de ölçebiliyoruz…
Orta doğuda şuraya, buraya, demokrasi getireceğiz palavraları ise, ABD ‘’emperyalizmin kan dökme pahasına ‘’oraları kendi kıskacına alma politikalarına malzeme olmak yerine, herkes kendi evinin önünü süpürsün istiyoruz.
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Perşembe, 24 Kasım 2011
SEVGİLİ ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
Öncelikle ‘’VAN ve çevresinde’’ talihsiz beklenmedik bir doğal felakette yaşamını yitiren 75 öğretmenimize toprağı bol ve yerleri nur olsun diyorum…
Çoklarının yeni atanmış olduğu o kutsal görevde öylesi bir felaketin kurbanı olmaları tüm İnsanlarımızı en içten yaralamış oldu …
Acılarını paylaştığımız tüm yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyor, kaybettiğimiz o değerlerimize ‘’içten gelen dualarımızla rahmet ve yerleri nur olsun diyorum…
Ayrıca; Tüm Ülkede, ‘’o önemli görevde hizmet sunan öğretmenlerimize‘’ felaket kurbanı kayıplarından dolayı, baş sağlığı diliyor‘’ gününüz kutlu geleceğiniz selamet ve aydınlık olsun diyorum.
Saygılarımla.
Öncelikle ‘’VAN ve çevresinde’’ talihsiz beklenmedik bir doğal felakette yaşamını yitiren 75 öğretmenimize toprağı bol ve yerleri nur olsun diyorum…
Çoklarının yeni atanmış olduğu o kutsal görevde öylesi bir felaketin kurbanı olmaları tüm İnsanlarımızı en içten yaralamış oldu …
Acılarını paylaştığımız tüm yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyor, kaybettiğimiz o değerlerimize ‘’içten gelen dualarımızla rahmet ve yerleri nur olsun diyorum…
Ayrıca; Tüm Ülkede, ‘’o önemli görevde hizmet sunan öğretmenlerimize‘’ felaket kurbanı kayıplarından dolayı, baş sağlığı diliyor‘’ gününüz kutlu geleceğiniz selamet ve aydınlık olsun diyorum.
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Salı, 22 Kasım 2011
AVRUPA’’YA GÖÇÜN 50, YILI
Adamın biri damdan düşmüş, dalı beli ağrıyan zavallının başına toplanırlar ‘’yazık oldu neren acıdı, yanın mı belin mi?. Adam acılar içinde kıvranmakta ağzını açıp bir şeyler demeye çalışır, zor bela birazda olsa kendine geldiğinde etrafa dönüp (komşular içinizde damdan düşen birisi varsa o bilir demiş …
1961 in son aylarından başlayarak Almanların tabiriyle ‘’ucuz iş gücü’’ deyip insan pazarlandığı yıllarda ben henüz İzmir Menemen de askerdim, Gün gelecek o kervana katılacağım aklımdan bile geçmezdi…
O tarihlerde gurbette iş arayan birisi olarak ‘’İbrahim Ö. adında köylüm’’ işe çağrılıyorum sevinciyle o göçe katılır… Almanya’’nın Ruhr Bölgesinde yer altı maden ocaklarında götürüp işe koyarlar… İ.Ö. in 1965 ortalarında köye cenazesi geldi. Merhumun yukardan tepesine düşen taştı ölümüne sebep dendi …
Yaşam koşullarının zorlamasıyla Malatya İş Bulma kurumuna 1965 sonlarında ben de dilekçe vermiştim, verdiğim dilekçeye’’1969 - Şubat sonu cevap aldım. 127 Malatya ve köylerinden Almanya’nın ‘’Köln Fort fabrikasına gönderilmemiz için işlemlere çağrılmıştık.
Koşarak gittik. Neydi o sevinç yada üzüntü mü, onu bile bilemeden, oysa ki, birer ucuz iş gücü olarak çağrılıyormuşuz. Herkes, işin esasını ancak oraya vardığında anlayabilmişti…
İsveçli yazarın dediği gibi, ‘’iş gücü çağrıldı İnsan çıktılar.’’ Hiç bir anlaşmaya tabi olmadan Dr. kontrolünden geçirilerek trenlere doldurtup gönderdiler…
O insanlara oralarda, birer ucuz iş gücü, ‘’Gast arbeiter, misafir işçi’’ ne derlerse desinler, zamanın hükümetleri ‘’kendileri açısından’’ yerden göğe kadar da haklılarmış, çünkü onlar arkası kesilmeyen ‘’döviz kaynağı olacaktı oralarda…
Anında adları da kondu ‘’Almancı’’ İki dere bir arada buldu herkes kendisini…1996 da yazmıştım ‘’Almancı Yabancılar’’ Yüz sayfalık o kitapta, oda ne demekti?, anlatmaya çalıştım…
Arkasından ‘’Uzakta Çalan Davulun Sesi’’ ikinci kitabın sayfa sayısını 182 ye çıkardım. Oralarda neler oldu, ne şartlarda insanlarımız ekmeğini kazanmakta? Sanki kimlerin umurundaydı ki? Bir baktık adları ‘’Altın yumurtlayan tavuk’’ olmuş. Dedim ya, adamlar ‘’yerden göğe kadar da haklılarmış, ‘’karşılıksız döviz, su gibi aktı kasalarına ve akmaya da devam etmekte…
‘’Aracısı tefecisi, gümrükçüsü, Kom Basan’lar İpraş’lar, Fadıl’lar, Deniz fenerinden alında soymayan kim kaldı ki?, kaynar suda haşlanmış tavuk gibi yoldular hepsini.
İlk olarak tahta bavul yada bez torbaları sırtlayan herkesin ‘’iki yıl da para kazanıp yurda ailelerinin yanına dönmek vardı hesaplarda. Amma, evdeki hesap pazara uymadı, o kararlara kapılar tamamen kapatıldı. İşte o günden günümüze dek, günden güne daha da tekelleşen sistemin rengi değişmedi… Bunlar yumurtlasınlar dendi. Bir seçme seçilme hakkını düzenleyemeyen ‘’Cunta ve devamı yönetimler’’ sahte ikinci vatandaşlığı dayattı o insanlara…
‘’Siz vatanınızı ve milletinizi seviyorsunuz, dediler. Ancak, kendileri hiç mi hiç. Örneğin ‘’Deniz Feneri meselesi, o paralar kimlerin alın teri göz nuruydu? Üzeri de kimler tarafından kapatılıp karanlıklara gömülmek isteniyor?
Ülkeye dönüş umutlarını kaybeden, ucuz iş gücü olarak pazarlanan ve kalıcılığa zorlanan o güzel insanlardan bazıları ‘’bulundukları ülkelerde, ‘’işveren, siyasete atılan, mal mülk edinenlerin sayısı her yıl daha da artmakta…
Şimdi yaşamı emeğine borçlu o insanlar, göçün elli yılını anmaktalar. Elbette ki, o günden günümüze dek köprü altından çok sular aktı, koskocaman bir yarım asır…
Birinci kuşak üretimden düştü artık, yaşamları ‘’Kitap oldu, film oldu, oyun olup sahnelere kondu ve daha da olacaklardan gayri.
Elimizden yurdumuzdan ayrıldık
Acap nerde kalır sonumuz bizim
Acı bir poyrazdı esti dağıttı
Bilmem nasıl olur sonumuz bizim
Bir gün gelir yaprak yaprak yazarlar
Yaprakları kitap edip dizerler
Kimimize garip mezar kazarlar
Acap nerde kalır sonumuz bizim
Ekmek için diyar diyar sürüldük
Eşya olduk elden ele verildik
Nere gittik ise ayrı görüldük
Bilmem nasıl olur sonumuz bizim
Ali Rızam, kime gidip dert açam
Tapusuz dağ da yok oraya göçem
Kanadım da yok ki Merih’e uçam
Acap nerde kalır sonumuz bizim
01.11.1981 de yazıp (BBDKG) şiir kitabıma da koyduğum bu şiirimle o güzel emekçi kardeşlerime bulundukları ülkede sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyor sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Saygılarımla.
Adamın biri damdan düşmüş, dalı beli ağrıyan zavallının başına toplanırlar ‘’yazık oldu neren acıdı, yanın mı belin mi?. Adam acılar içinde kıvranmakta ağzını açıp bir şeyler demeye çalışır, zor bela birazda olsa kendine geldiğinde etrafa dönüp (komşular içinizde damdan düşen birisi varsa o bilir demiş …
1961 in son aylarından başlayarak Almanların tabiriyle ‘’ucuz iş gücü’’ deyip insan pazarlandığı yıllarda ben henüz İzmir Menemen de askerdim, Gün gelecek o kervana katılacağım aklımdan bile geçmezdi…
O tarihlerde gurbette iş arayan birisi olarak ‘’İbrahim Ö. adında köylüm’’ işe çağrılıyorum sevinciyle o göçe katılır… Almanya’’nın Ruhr Bölgesinde yer altı maden ocaklarında götürüp işe koyarlar… İ.Ö. in 1965 ortalarında köye cenazesi geldi. Merhumun yukardan tepesine düşen taştı ölümüne sebep dendi …
Yaşam koşullarının zorlamasıyla Malatya İş Bulma kurumuna 1965 sonlarında ben de dilekçe vermiştim, verdiğim dilekçeye’’1969 - Şubat sonu cevap aldım. 127 Malatya ve köylerinden Almanya’nın ‘’Köln Fort fabrikasına gönderilmemiz için işlemlere çağrılmıştık.
Koşarak gittik. Neydi o sevinç yada üzüntü mü, onu bile bilemeden, oysa ki, birer ucuz iş gücü olarak çağrılıyormuşuz. Herkes, işin esasını ancak oraya vardığında anlayabilmişti…
İsveçli yazarın dediği gibi, ‘’iş gücü çağrıldı İnsan çıktılar.’’ Hiç bir anlaşmaya tabi olmadan Dr. kontrolünden geçirilerek trenlere doldurtup gönderdiler…
O insanlara oralarda, birer ucuz iş gücü, ‘’Gast arbeiter, misafir işçi’’ ne derlerse desinler, zamanın hükümetleri ‘’kendileri açısından’’ yerden göğe kadar da haklılarmış, çünkü onlar arkası kesilmeyen ‘’döviz kaynağı olacaktı oralarda…
Anında adları da kondu ‘’Almancı’’ İki dere bir arada buldu herkes kendisini…1996 da yazmıştım ‘’Almancı Yabancılar’’ Yüz sayfalık o kitapta, oda ne demekti?, anlatmaya çalıştım…
Arkasından ‘’Uzakta Çalan Davulun Sesi’’ ikinci kitabın sayfa sayısını 182 ye çıkardım. Oralarda neler oldu, ne şartlarda insanlarımız ekmeğini kazanmakta? Sanki kimlerin umurundaydı ki? Bir baktık adları ‘’Altın yumurtlayan tavuk’’ olmuş. Dedim ya, adamlar ‘’yerden göğe kadar da haklılarmış, ‘’karşılıksız döviz, su gibi aktı kasalarına ve akmaya da devam etmekte…
‘’Aracısı tefecisi, gümrükçüsü, Kom Basan’lar İpraş’lar, Fadıl’lar, Deniz fenerinden alında soymayan kim kaldı ki?, kaynar suda haşlanmış tavuk gibi yoldular hepsini.
İlk olarak tahta bavul yada bez torbaları sırtlayan herkesin ‘’iki yıl da para kazanıp yurda ailelerinin yanına dönmek vardı hesaplarda. Amma, evdeki hesap pazara uymadı, o kararlara kapılar tamamen kapatıldı. İşte o günden günümüze dek, günden güne daha da tekelleşen sistemin rengi değişmedi… Bunlar yumurtlasınlar dendi. Bir seçme seçilme hakkını düzenleyemeyen ‘’Cunta ve devamı yönetimler’’ sahte ikinci vatandaşlığı dayattı o insanlara…
‘’Siz vatanınızı ve milletinizi seviyorsunuz, dediler. Ancak, kendileri hiç mi hiç. Örneğin ‘’Deniz Feneri meselesi, o paralar kimlerin alın teri göz nuruydu? Üzeri de kimler tarafından kapatılıp karanlıklara gömülmek isteniyor?
Ülkeye dönüş umutlarını kaybeden, ucuz iş gücü olarak pazarlanan ve kalıcılığa zorlanan o güzel insanlardan bazıları ‘’bulundukları ülkelerde, ‘’işveren, siyasete atılan, mal mülk edinenlerin sayısı her yıl daha da artmakta…
Şimdi yaşamı emeğine borçlu o insanlar, göçün elli yılını anmaktalar. Elbette ki, o günden günümüze dek köprü altından çok sular aktı, koskocaman bir yarım asır…
Birinci kuşak üretimden düştü artık, yaşamları ‘’Kitap oldu, film oldu, oyun olup sahnelere kondu ve daha da olacaklardan gayri.
Elimizden yurdumuzdan ayrıldık
Acap nerde kalır sonumuz bizim
Acı bir poyrazdı esti dağıttı
Bilmem nasıl olur sonumuz bizim
Bir gün gelir yaprak yaprak yazarlar
Yaprakları kitap edip dizerler
Kimimize garip mezar kazarlar
Acap nerde kalır sonumuz bizim
Ekmek için diyar diyar sürüldük
Eşya olduk elden ele verildik
Nere gittik ise ayrı görüldük
Bilmem nasıl olur sonumuz bizim
Ali Rızam, kime gidip dert açam
Tapusuz dağ da yok oraya göçem
Kanadım da yok ki Merih’e uçam
Acap nerde kalır sonumuz bizim
01.11.1981 de yazıp (BBDKG) şiir kitabıma da koyduğum bu şiirimle o güzel emekçi kardeşlerime bulundukları ülkede sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyor sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Salı, 15 Kasım 2011
MALATYA DA ULUSLARARASI TÜRK HALK MÜZİĞİ SEMPOZYUMU
İlimiz Malatya ‘da üç güzel tam güne yayılan, ‘’80 kadar bilim adamının da davet edildiği ve davetli bilim adamı aydınlar tarafından günün önemine uygun hazırlanıp okunan bildirilerden de yararlandığımız güzel bir üç gün geçti…
Konu: ‘’Türk Halk Müziğinin Dünü Bugünü ve Yarını’’ adlı bu sempozyum, edindiğimiz bilgilere göre ‘’Sayın Valinin Başkanlığında, Belediye ve İl Kültür Müdürlüğü tarafından ortaklaşa hazırlanmıştı.
Sempozyum, müziğin önemine inanan ve iyiden iyiye anlayabilen herkes tarafından izlenmeyi dinlemeyi değerdi diye de düşünüyorum...
Malatya da bir ilki yapılan bu sempozyum, Tarih 2011-11 Cuma günü saat 11oo de, Sayın Vali Doç. Dr. Ulvi SARAN’’ tarafından açılışı yapılıyor. Sempozyum ‘’Malatya Kültür Merkezinde iki Malatya lı sanat adamı ‘’ Kemal SUNAL’’ ve Fahri KAYAHAN ’’ın adı konan salonlarda sürdürüldü…
Üç gün boyu bekleme ve dinlemeye değer ‘’TÜRK HALK MÜZİĞİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI’’ ayrı ayrı her iki salonda yukarda da değindiğim gibi,‘’önceden hazırlanmış bildirilerle bölümler halinde dinleyicilere sunuldu…
O üç gün boyu davet edilen ve bildiri sunan bilim adamlarını o vesileyle de tanıma şansımız oldu…
Sempozyumun akışı hakkında fazla ayrıntılara girmek oldukça zor, çünkü her konuşulan ve sunulan bildirileri dinlemek için zamanı kullanmak bazı dışarı girip çıkma ve birilerine takılma gibi engeller ‘’isteye istemeye’’ zamanı alıp götürüyordu…
Yine de ilk ve her akşam paneller bittiğinde, hazırlanmış olan konserler salonda bulunanlarca, ‘’sebebi ve sanatçılar sağ olsunlar, çok şeyi değiyordu…
Çağrılan ve emek vererek hazırlanıp gelen ‘’değerli bilim adamları ve çalıp okuyan güzel sanatçılara rağmen ;
’’Türk Halk Müziğinin Dünü, Bugünü Ve Yarını, anlatılan salonlarda neden yeteri kadar izleyici yoktu? Diğeri, Halk türkülerinin oluşmasında büyük payı olan bir kaç ‘’halk şairine programda yer ayrılmaması da bir eksiklikti diye düşünüyorum. Emperyalist güçlerin sıkışıp ‘’üçüncü bir dünya savaşını dünya’nın eşiğine çektiği ve 7. Milyar insanın o korkularla yatıp kalktığı şu günlerde’’ sempozyumda halk şairlerine yer ayrılmaması Halk adının yer aldığı böylesi bir sempozyumda ‘’çoklarını bilemem’’ Bence bu bir eksiklikti diye düşünüyorum…
Türk halk müziği içerisinde Alevi deyişlerinin öneminin ağırlıklı olarak vurgulanması gerekiyordu ve çok sayıda bildiri sunan hocalarımız bildirilerinde geniş de yer vermişlerdi.
Yararlandığımız o oturumların arkasından bağlamalarıyla sahne alan dedeler okudukları deyişlerle savunulan doğruların altını ‘’o konuda’’ kalınca da çizmiş oldular…
Konser saatlerinde, ‘’deyiş ve türküleriyle sahnede yer alan değerli sanatçıların sırasında, Sayın ‘’Nida ATEŞ bağlamasıyla ve S. Bayram BELGE gurubuyla unutulmaz bir müzik ziyafet verdiler katılımcılara…
Sempozyumun akışı sunulan bildirilerle en kısa zamanda bir kitap olacağı ve o görevi de ‘’Araştırmacı yazarlardan ‘’S.Kemal DENİZ ve Yaz. Ar. YD. S. Ramazan ÇİFTLİKÇİ nin üstleneceği söylendi… Bu fırsatta ‘’yüze yakın aydın bilim adamına’’ üç değişik dalda kitabımı imzalamam beni en mutlu eden anlar oldu. O konuda Sayın YDAY. Ramazan ÇİFTLİKÇİ hocama yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum…
Bir sanat ve sanatçının dopdolu olduğu Malatya‘’da bu tip etkinliklerin bazı göze takılan eksiklikler de giderilerek, sık sık hazırlanmasının da yararlı olacağına inanıyorum ve bu sempozyumda özveriyle çalışan ve hazırlıklarda sorumluluk ve görev alan herkesi kutluyor ve teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
İlimiz Malatya ‘da üç güzel tam güne yayılan, ‘’80 kadar bilim adamının da davet edildiği ve davetli bilim adamı aydınlar tarafından günün önemine uygun hazırlanıp okunan bildirilerden de yararlandığımız güzel bir üç gün geçti…
Konu: ‘’Türk Halk Müziğinin Dünü Bugünü ve Yarını’’ adlı bu sempozyum, edindiğimiz bilgilere göre ‘’Sayın Valinin Başkanlığında, Belediye ve İl Kültür Müdürlüğü tarafından ortaklaşa hazırlanmıştı.
Sempozyum, müziğin önemine inanan ve iyiden iyiye anlayabilen herkes tarafından izlenmeyi dinlemeyi değerdi diye de düşünüyorum...
Malatya da bir ilki yapılan bu sempozyum, Tarih 2011-11 Cuma günü saat 11oo de, Sayın Vali Doç. Dr. Ulvi SARAN’’ tarafından açılışı yapılıyor. Sempozyum ‘’Malatya Kültür Merkezinde iki Malatya lı sanat adamı ‘’ Kemal SUNAL’’ ve Fahri KAYAHAN ’’ın adı konan salonlarda sürdürüldü…
Üç gün boyu bekleme ve dinlemeye değer ‘’TÜRK HALK MÜZİĞİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI’’ ayrı ayrı her iki salonda yukarda da değindiğim gibi,‘’önceden hazırlanmış bildirilerle bölümler halinde dinleyicilere sunuldu…
O üç gün boyu davet edilen ve bildiri sunan bilim adamlarını o vesileyle de tanıma şansımız oldu…
Sempozyumun akışı hakkında fazla ayrıntılara girmek oldukça zor, çünkü her konuşulan ve sunulan bildirileri dinlemek için zamanı kullanmak bazı dışarı girip çıkma ve birilerine takılma gibi engeller ‘’isteye istemeye’’ zamanı alıp götürüyordu…
Yine de ilk ve her akşam paneller bittiğinde, hazırlanmış olan konserler salonda bulunanlarca, ‘’sebebi ve sanatçılar sağ olsunlar, çok şeyi değiyordu…
Çağrılan ve emek vererek hazırlanıp gelen ‘’değerli bilim adamları ve çalıp okuyan güzel sanatçılara rağmen ;
’’Türk Halk Müziğinin Dünü, Bugünü Ve Yarını, anlatılan salonlarda neden yeteri kadar izleyici yoktu? Diğeri, Halk türkülerinin oluşmasında büyük payı olan bir kaç ‘’halk şairine programda yer ayrılmaması da bir eksiklikti diye düşünüyorum. Emperyalist güçlerin sıkışıp ‘’üçüncü bir dünya savaşını dünya’nın eşiğine çektiği ve 7. Milyar insanın o korkularla yatıp kalktığı şu günlerde’’ sempozyumda halk şairlerine yer ayrılmaması Halk adının yer aldığı böylesi bir sempozyumda ‘’çoklarını bilemem’’ Bence bu bir eksiklikti diye düşünüyorum…
Türk halk müziği içerisinde Alevi deyişlerinin öneminin ağırlıklı olarak vurgulanması gerekiyordu ve çok sayıda bildiri sunan hocalarımız bildirilerinde geniş de yer vermişlerdi.
Yararlandığımız o oturumların arkasından bağlamalarıyla sahne alan dedeler okudukları deyişlerle savunulan doğruların altını ‘’o konuda’’ kalınca da çizmiş oldular…
Konser saatlerinde, ‘’deyiş ve türküleriyle sahnede yer alan değerli sanatçıların sırasında, Sayın ‘’Nida ATEŞ bağlamasıyla ve S. Bayram BELGE gurubuyla unutulmaz bir müzik ziyafet verdiler katılımcılara…
Sempozyumun akışı sunulan bildirilerle en kısa zamanda bir kitap olacağı ve o görevi de ‘’Araştırmacı yazarlardan ‘’S.Kemal DENİZ ve Yaz. Ar. YD. S. Ramazan ÇİFTLİKÇİ nin üstleneceği söylendi… Bu fırsatta ‘’yüze yakın aydın bilim adamına’’ üç değişik dalda kitabımı imzalamam beni en mutlu eden anlar oldu. O konuda Sayın YDAY. Ramazan ÇİFTLİKÇİ hocama yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum…
Bir sanat ve sanatçının dopdolu olduğu Malatya‘’da bu tip etkinliklerin bazı göze takılan eksiklikler de giderilerek, sık sık hazırlanmasının da yararlı olacağına inanıyorum ve bu sempozyumda özveriyle çalışan ve hazırlıklarda sorumluluk ve görev alan herkesi kutluyor ve teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
Ali Rıza UĞURLU
Pazartesi, 14 Kasım 2011
MALATYA DA 3 GÜN DEVAM EDEN, TÜRK HALK MÜZİĞİ SEMPOZYUMU
İlimiz Malatya ‘da üç güzel tam güne yayılan, ‘’80 kadar bilim adamının da davet edildiği ve davetli bilim adamı aydınlar tarafından günün önemine uygun hazırlanıp okunan bildirilerden de yararlandığımız güzel bir üç gün geçti…
Konu: ‘’Türk Halk Müziğinin Dünü Bugünü ve Yarını’’ adlı bu sempozyum, edindiğimiz bilgilere göre ‘’Sayın Valinin Başkanlığında, Belediye ve İl Kültür Müdürlüğü tarafından ortaklaşa hazırlanmıştı.
Sempozyum, müziğin önemine inanan ve iyiden iyiye anlayabilen herkes tarafından izlenmeyi dinlemeyi değerdi diye de düşünüyorum...
Malatya da bir ilki yapılan bu sempozyum, Tarih 2011-11 Cuma günü saat 11oo de, Sayın Vali Doç. Dr. Ulvi SARAN’’ tarafından açılışı yapılıyor. Sempozyum ‘’Malatya Kültür Merkezinde iki Malatya lı sanat adamı ‘’ Kemal SUNAL’’ ve Fahri KAYAHAN ’’ın adı konan salonlarda sürdürüldü…
Üç gün boyu bekleme ve dinlemeye değer ‘’TÜRK HALK MÜZİĞİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI’’ ayrı ayrı her iki salonda yukarda da değindiğim gibi,‘’önceden hazırlanmış bildirilerle bölümler halinde dinleyicilere sunuldu…
O üç gün boyu davet edilen ve bildiri sunan bilim adamlarını o vesileyle de tanıma şansımız oldu…
Sempozyumun akışı hakkında fazla ayrıntılara girmek oldukça zor, çünkü her konuşulan ve sunulan bildirileri dinlemek için zamanı kullanmak bazı dışarı girip çıkma ve birilerine takılma gibi engeller ‘’isteye istemeye’’ zamanı alıp götürüyordu…
Yine de ilk ve her akşam paneller bittiğinde, hazırlanmış olan konserler salonda bulunanlarca, ‘’sebebi ve sanatçılar sağ olsunlar, çok şeyi değiyordu…
Çağrılan ve emek vererek hazırlanıp gelen ‘’değerli bilim adamları ve çalıp okuyan güzel sanatçılara rağmen ;
’’Türk Halk Müziğinin Dünü, Bugünü Ve Yarını, anlatılan salonlarda neden yeteri kadar izleyici yoktu? Diğeri, Halk türkülerinin oluşmasında büyük payı olan bir kaç ‘’halk şairine programda yer ayrılmaması da bir eksiklikti diye düşünüyorum. Emperyalist güçlerin sıkışıp ‘’üçüncü bir dünya savaşını dünya’nın eşiğine çektiği ve 7. Miyar insanın o korkularla yatıp kalktığı şu günlerde’’ sempozyumda halk şairlerine yer ayrılmaması Halk adının yer aldığı böylesi bir sempozyumda ‘’çoklarını bilemem’’ Bence bu bir eksiklikti diye düşünüyorum…
Türk halk müziği içerisinde Alevi deyişlerinin öneminin ağırlıklı olarak vurgulanması gerekiyordu ve çok sayıda bildiri sunan hocalarımız bildirilerinde geniş de yer vermişlerdi.
Yararlandığımız o oturumların arkasından bağlamalarıyla sahne alan dedeler okudukları deyişlerle savunulan doğruların altını ‘’o konuda’’ kalınca da çizmiş oldular…
Konser saatlerinde, ‘’deyiş ve türküleriyle sahnede yer alan değerli sanatçıların sırasında, Sayın ‘’Nida ATEŞ bağlamasıyla ve S. Bayram BELGE gurubuyla unutulmaz bir müzik ziyafet verdiler katılımcılara…
Sempozyumun akışı sunulan bildirilerle en kısa zamanda bir kitap olacağı ve o görevi de ‘’Araştırmacı yazarlardan ‘’S.Kemal DENİZ ve Yaz. Ar. YD. S. Ramazan ÇİFTLİKÇİ nin üstleneceği söylendi… Bu fırsatta ‘’yüze yakın aydın bilim adamına’’ üç değişik dalda kitabımı imzalamam beni en mutlu eden anlar oldu. O konuda Sayın YDAY. Ramazan ÇİFTLİKÇİ hocama yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum…
Bir sanat ve sanatçının dopdolu olduğu Malatya‘’da bu tip etkinliklerin bazı göze takılan eksiklikler de giderilerek, sık sık hazırlanmasının da yararlı olacağına inanıyorum ve bu sempozyumda özveriyle çalışan ve hazırlıklarda sorumluluk ve görev alan herkesi kutluyor ve teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
İlimiz Malatya ‘da üç güzel tam güne yayılan, ‘’80 kadar bilim adamının da davet edildiği ve davetli bilim adamı aydınlar tarafından günün önemine uygun hazırlanıp okunan bildirilerden de yararlandığımız güzel bir üç gün geçti…
Konu: ‘’Türk Halk Müziğinin Dünü Bugünü ve Yarını’’ adlı bu sempozyum, edindiğimiz bilgilere göre ‘’Sayın Valinin Başkanlığında, Belediye ve İl Kültür Müdürlüğü tarafından ortaklaşa hazırlanmıştı.
Sempozyum, müziğin önemine inanan ve iyiden iyiye anlayabilen herkes tarafından izlenmeyi dinlemeyi değerdi diye de düşünüyorum...
Malatya da bir ilki yapılan bu sempozyum, Tarih 2011-11 Cuma günü saat 11oo de, Sayın Vali Doç. Dr. Ulvi SARAN’’ tarafından açılışı yapılıyor. Sempozyum ‘’Malatya Kültür Merkezinde iki Malatya lı sanat adamı ‘’ Kemal SUNAL’’ ve Fahri KAYAHAN ’’ın adı konan salonlarda sürdürüldü…
Üç gün boyu bekleme ve dinlemeye değer ‘’TÜRK HALK MÜZİĞİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINI’’ ayrı ayrı her iki salonda yukarda da değindiğim gibi,‘’önceden hazırlanmış bildirilerle bölümler halinde dinleyicilere sunuldu…
O üç gün boyu davet edilen ve bildiri sunan bilim adamlarını o vesileyle de tanıma şansımız oldu…
Sempozyumun akışı hakkında fazla ayrıntılara girmek oldukça zor, çünkü her konuşulan ve sunulan bildirileri dinlemek için zamanı kullanmak bazı dışarı girip çıkma ve birilerine takılma gibi engeller ‘’isteye istemeye’’ zamanı alıp götürüyordu…
Yine de ilk ve her akşam paneller bittiğinde, hazırlanmış olan konserler salonda bulunanlarca, ‘’sebebi ve sanatçılar sağ olsunlar, çok şeyi değiyordu…
Çağrılan ve emek vererek hazırlanıp gelen ‘’değerli bilim adamları ve çalıp okuyan güzel sanatçılara rağmen ;
’’Türk Halk Müziğinin Dünü, Bugünü Ve Yarını, anlatılan salonlarda neden yeteri kadar izleyici yoktu? Diğeri, Halk türkülerinin oluşmasında büyük payı olan bir kaç ‘’halk şairine programda yer ayrılmaması da bir eksiklikti diye düşünüyorum. Emperyalist güçlerin sıkışıp ‘’üçüncü bir dünya savaşını dünya’nın eşiğine çektiği ve 7. Miyar insanın o korkularla yatıp kalktığı şu günlerde’’ sempozyumda halk şairlerine yer ayrılmaması Halk adının yer aldığı böylesi bir sempozyumda ‘’çoklarını bilemem’’ Bence bu bir eksiklikti diye düşünüyorum…
Türk halk müziği içerisinde Alevi deyişlerinin öneminin ağırlıklı olarak vurgulanması gerekiyordu ve çok sayıda bildiri sunan hocalarımız bildirilerinde geniş de yer vermişlerdi.
Yararlandığımız o oturumların arkasından bağlamalarıyla sahne alan dedeler okudukları deyişlerle savunulan doğruların altını ‘’o konuda’’ kalınca da çizmiş oldular…
Konser saatlerinde, ‘’deyiş ve türküleriyle sahnede yer alan değerli sanatçıların sırasında, Sayın ‘’Nida ATEŞ bağlamasıyla ve S. Bayram BELGE gurubuyla unutulmaz bir müzik ziyafet verdiler katılımcılara…
Sempozyumun akışı sunulan bildirilerle en kısa zamanda bir kitap olacağı ve o görevi de ‘’Araştırmacı yazarlardan ‘’S.Kemal DENİZ ve Yaz. Ar. YD. S. Ramazan ÇİFTLİKÇİ nin üstleneceği söylendi… Bu fırsatta ‘’yüze yakın aydın bilim adamına’’ üç değişik dalda kitabımı imzalamam beni en mutlu eden anlar oldu. O konuda Sayın YDAY. Ramazan ÇİFTLİKÇİ hocama yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum…
Bir sanat ve sanatçının dopdolu olduğu Malatya‘’da bu tip etkinliklerin bazı göze takılan eksiklikler de giderilerek, sık sık hazırlanmasının da yararlı olacağına inanıyorum ve bu sempozyumda özveriyle çalışan ve hazırlıklarda sorumluluk ve görev alan herkesi kutluyor ve teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
18
Ziyaretçi defterindeki mesajlar

Ziyaretci Defteri




