Arguvan Haber

 

Ustnav

Paz05202012

Hata
  • XML Parsing Error at 1:460. Error 4: not well-formed (invalid token)
Back Anasayfa Arrow Demokrasi Arrow Aşk Huzursuzdur

Aşk Huzursuzdur

Aşk Huzursuzdur style=
Duygusal bir kombinasyondur aslında aşk. Aynı saniyeler içinde vazgeçişler ve ele geçirmeler, öfke ve sevinç, kaçarken yakalanma, yakalandığın anda birdenbire bırakma...

Aşkın kendisi temel bir duygu değil; duygusal bir kombinasyon aslında. Bunun içinde coşkuyu mutlaka hatırlamak gerekiyor. Aşkın coşkusu, ki bu yine kendi içinde çok dolu bir kavram, yıkıcı olabileceği kadar üretici de olabilir.

Yıkıcılığı içinde yaratıcılık da trajediler de barındırabilen bir kavram. Aynı saniyeler içinde vazgeçişler ve ele geçirmeler, öfke ve sevinç, kaçarken yakalanma, yakalandığın anda birdenbire bırakma... Belki saniye bile diyemeyeceğimiz bir hızla birbirine aktarılması duyguların... Bütün paradoksal anların aynı anda harekete geçmesi...

Aşk bir yandan bir varoluş doğrulaması. Çünkü bizim bedenimizi tanımlayan ve bu dünyaya ekleyen bir haz ve enerji yoğunlaşması. Çok da güçlü bir duygu...

Diğer paradokslarından da söz edilebilir belki. Tutku ve cinsellik aşkın tanımlayıcı unsurlarından biridir. Ama bir yandan tam da bu yanıyla içimizi kırıp birden şüpheye düşüren bir şeydir.

Cinsellik yanının ağır basmasını çok da hazmedemeyebiliriz. Çünkü içinde uhrevilik ve yüceleme de vardır. Dinsel bir ibadet gibi de yaşanır. İbadet eder gibi sevişilir örneğin ya da günah işler gibi tapınılır. Bütün paradokslar iç içe geçebilir bu anlamda. Saldırır gibi okşanır, sevgiyle ısırılır, acıdan gülünür...

Yan yana durmayan şeyler durabilir aşk dinamiği içinde. Ve bu yanıyla da aslında bütün ritim ve dokunuşların bedenin tüm potansiyellerini ve kapasitelerini harekete geçiren bir şeydir. Çok elden kaçan bir yanı vardır.

Şüphesiz bedenle katılımdır, bu yanıyla da arkadaşlık denen şeyden çok farklıdır. Aşk çok önemli bir ölçüde bedenin bir sahnesidir. Beden sarar sarmalar, iter, soyunur, bağırır, coşar, ısırır, yakar... Sevişme içindeki parçalanabilen betimlerin hepsini beden orada sergiler bir yandan. Ve bu nedenle aşktan söz ederken çok sık aslında işgaller ve fetihlerle dile gelen bir dil karşımıza çıkar.

Bu tanımları çok onayladığım formlar olarak söylemiyorum ama ilk başta söz açılan şeyler olarak dile getiriyorum. Aşkın diğer ilişkileri düzenlerken, cinselliği ve aktörlerini de düzenlerken arzuyu da temel alarak hareket ettiğini biliyoruz. Arzunun aşkın çok güçlü bir bileşeni olduğunu biliyoruz.

"Aşk dizge dışıdır"

Keder şüphesiz aşkın her zaman içinde. Mutlulukla, aşkın esrimesini yaşayan, çok mutlu bir aşk yaşadığını söyleyen kişiler için de keder hep yeniden gelen ve yeniden giden bir şeydir. Çünkü aşk huzurlu olmanıza çok izin vermez. En mutlu olduğunuz anda çok mutsuz olabilirsiniz.

Bir başka kırılma da dinsellik ve cinsellik. Bizim için bir başka şey, tam da bu coğrafyada aşk üzerine düşünme ve yaşama biçimleri açısından. Doğu ve Batı arasındaki kırılma bizim aşkla ne yaptığımızı, aşkı nasıl yaşadığımızı tekrar belirleyen bir diğer farkı ortaya çıkarıyor.

Kendi ülkemizde de gördüğüm aşk deneyimlerinde, o aşkı yüceleme hali, tuhaf, "her şeyin mübah olduğu" bir anlayışa yaslanıyor. Çoğu zaman o mübahlık tanımı bizi vurduğunda, mağdur ettiğinde, "bir dakika her şey mübah mı aşk varsa gerçekten" diye isyanla sorarken buluyoruz kendimizi.

Aşk kendini genelde tam da bu mübahlık sınırlarında sınar. Barthes der ki, "aşk dizge dışıdır." Çünkü kurumsal dizgenin içine girmez. Aşkın duygu hali de girmez dizgeye, zaptedilemediği için, sosyal kurumlar içindeki gezinme biçimi de girmez; o toplumsal kurallarla dizginlenemez.

Aşktan bahsederken aşk sanki bir üst nesnel durummuş ve biz onun etrafında pervane olmuş dönüyormuşuz gibi bir dil kurmuş olduk. "İnsan neden aşık olur" derken verdiğimiz cevaplar da hep bu üst nesnel alanı görmeye çalışıyor gibiydi.

Aşktaki saçılmayı kavramlaştırmaya çalıştığımız tüm metinler bir kurguyu dile getiriyor. Aşka aslında bir kurgu, yeniden yaratmak ve icat etmek için bir kurgu, demiş oluyoruz.

Hakikaten insan neden aşık olur? Oradaki arzunun niteliği nedir? Biz buna neden yakalanırız? Bir yaşama güdüsü olan aşkın niteliğini tam çözemeyiz aslında. Bu dünya üzerinde bakamayacağımız bir kör nokta vardır ki, o da kendimiziz.

Hiçbir zaman kendimizi göremeyiz ve kendimizin görünmeyen yerini tamamlayacak şeyi mi ararız aşkımızı ararken? Biz aşkın duygusunun tamamlanmışlığını bulsaydık gerçekten tamamlanmış olur muyduk? Ya da her aşka düştüğümüzde tamamlandığımızı mı hissediyoruz?

"Bütün dizgelerin dışına çıkmaktır aşk" demişti Alain Badiou. Çünkü pratiğe dökülmese de bir duygu durumu olarak yaşamın ve tüm sosyal kurumların içinden çok yıkıcı bir güç olarak ya da kontrolsüz bir enerji olarak geçebilir aşk. Bu dizgelerin içinde durmak durumunda değildir.

Barthes "Aşk Söyleminden Parçalar" kitabında ulaşılmazın kurgusu olarak aşktan bahsetmiştir. Ulaşılmaz olan şey dizgelerin içine gelemez zaten. Bu nedenle dizgelerin dışında demiştir.

Cinsellik ve ötesi

Bir yandan da aşk bana klişeler şelalesi gibi gelir. İnsanın nasıl davranacağına ilişkin betimler vardır. Bu betimler sürekli doğrulanma, yineleme ve tazeleme ister. Aşk durumu bir klişeler şelalesi yaratır davranışlarımızda.

Yine dizgeye meydan okuma potansiyeli açısından aklımıza gelebilecek aşklar kendilerini özellikle bu sosyal kurumlar ve düzenlemelerin duvarlarında ve sınırlarında dener. Yasak aşk hikâyelerinin tamamı bu nedenle içeriği ve şiddetiyle hepinizi cezbeder. Kurumların içinden geçen ve hırpalamaya uğratan aşk ilişkileri tam da bu dizgiyi yıpratan örnekler olarak karşımıza çıkar.

Sosyal kurumlar derken aile kurumunu düzenleyen, evlilik kurumunu düzenleyen toplumsallaşma biçimlerimiz içindeki, bizi belli davranış formları içinde disipline ederek belli kurallar içine yerleştiren dizgelerden bahsediyorum. Aşk bu kuralları tanımaz.

Kederden tekrar çıkabilmenin ve yaşamsal arzu alanını bulabilmenin bir yolu olarak arzu! Alain Badiou, bunu aşk olarak tarif ediyor. Badiou, aslında cinsel ilişki diye bir şey yoktur, der. Aşkı doğrulayan onun karakteristik yanlarından birisi olarak bilinen şeyin olmadığını söyler. "Çünkü" der, "cinsellik iki kişi yaşanır fakat doyum her zaman yalnızdır".

Bir öz sevgiyi üretir cinsellik dediğimiz şey. Demek ki aşktan söz ederken cinselliği elbette içeride tutuyoruz ama ondan fazlasını kastettiğimizi de biliyoruz. O da bu öz sevgi duvarını aşıp ötekine açılabilen şeyi aşk olarak görmek, Badiou'nun yorumuyla.

Bütün bu aşk kurgularımızın sonuç olarak aslında 'bir'i doğrulamaya çalıştığını söyleyen bir şeyle yine karşı karşıyayız. İki bedenin çiftleşmesi, birleşmesidir aslında. Sardığımız içimize aldığımız ya da içine girdiğimiz beden bizi tek kılar. Tamamlanma duygusunu örer gibi görünür tüm bu kurguya baktığımızda.

İki bedenin tekte erimesi, bir bedenin birle yeniden bütünleşmesi. Tekrar tanımlanma ve tamamlanma gibi bir şey aşkın cinsellikle tanımı. Bütün bu tamamlanma duygusu belki şunu da harekete geçirir. Beni tamamlayan şey benimdir. Aşktaki mülkiyeti ve sahiplenmeyi açıklayan bir şey olarak belki... Bu nedenle beni tamamlayan şey benim ise ondan kolay kolay vazgeçmem.

Bakış erkeğin, duruş kadının

Ben aşkın asıl bağıran öznelerinin erkek olduğu düşünürüm. Aşkını ifade etme, dile getirme, bunu bağırarak ifade etme ya da çok büyük bir alanı kat ederek ya da zapt ederek ifade etme, çok geniş bir alan kullanarak ifade etme biçimi olarak...

Niceliksel olarak da aşk anlatımlarında belirgin bir unsur olduğunu düşünüyorum. Sevdiği kadın için ölmek, Ferhat gibi dağları delmek ve benzeri hikâyelerle o öznenin kendi olanaklarını aşma konusundaki bağırgan sesidir. Kadınlarda bu ses çok da duyulmaz. Bir kudret ve açılma değil de bir feda ve kapanma diline alışığızdır kadınlarda.

Bugünse aşk imkansızlıklar alanına havale edilmiş bir şeydir. Ulaşılamayınca ortaya çıkan şeydir. Özellikle bizim coğrafyamızda bu çok işlenen bir konudur. Çünkü ulaştığınızda hızla bayağılaştığını gördüğünüz örnekler çoktur. Bir fetih gibi yaşandığında, fetih gerçekleşmişse artık durulabilir. O yüzden son haddine ulaşmış o tutku ulaşıldığı yerde birden düşebilir, yerlere inebilir.

Aşkın özne ve nesnesi yerleştirmelerine baktığımızda benim düşündüğüm yerleştirmeler şu şekilde karşıma çıktı. Aşkın öznesi erkekti, nesnesi ise kadındı. Bakış erkeğindi, duruş kadınındı, merakla hareket etme ve nüfuz etme erkeğindi fakat kadının meraklı olması burnunu sokma ve girmemesi gereken yerlere girme olarak nitelenen bir şeydi.

Kadın erkeğin bakışına göre güzelleşip erkeğin bakışına göre çirkinleştiği bir konum alırken, kadının erkeğe yönelen bakışı cüreti eksik bir bakıştır. Bütün bunlar itiraz etmek istediğim şeyler aslında.

Yine bu yerleştirmelerle devam edersek cinsellik ve haz erkeğin olarak yerleşmiştir. Edepli ve vazifeli bedense kadına aittir. Ayrılıklarda ya da kavuşulamayan aşklarda kadın kedere gömülür ama erkek keder alanında çok kalmaz. Hiddetle karşılar bunu. Hiddet erkeğindir bu yanıyla, keder de kadının.

Klişeler şelalesi

Aşk anlatılarının çoğullaşması gerekmektedir, hem edebiyatın içinde hem sözel aktarımlarımız içinde. Aşkın kelimeleriyle oynamamız gerekiyordur belki de sadece aktarmak değil. Hangi klişeler şelalesini kırmaya çalışıyoruz? Hangi aşk anlatısı içinde durmaya çalışıyoruz? Bilişsel olarak ya da duyuşsal olarak dursak bile düşünsel olarak kırmaya çalışıyoruz. Aşkımızı yeniden anlatmaya da çalışabiliriz, bir dil ve söz repertuarı kurabilmek açısından. Bu yanıyla dilin potansiyellerini de esnetmek ya da bu dili reddederek, kimi yerde kırarak kimi yerde de besleyerek bu dille bu kadar kolay uzlaşmamamız gerekir. (GD/YY)

* Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Gülsüm Depeli, 23 Ocak'ta  Pazartesi Söyleşileri çerçevesinde Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği'nin konuğu oldu. Bu metin Depeli'nin o toplantıda yaptığı konuşmanın kısaltılmış halidir.

arguvan haber
(Demokrasi)

Yıllar sonra yine boylu boyunca uzanmışt…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Harika Peker cezaevinde birlikte kaldığı…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Basın Kanunu değişikliğinin yıldönümü ve…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Kars'ta, kışın en çetin günlerinde, biri…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Aşağıdaki mektup tam beş gündür bilgisay…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

60'lı yılların başlarını anlatan The Hel…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Aşkın politikliği onun idealize edilmesi…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Sorun önünüze gelene, otuzdört ömrü haya…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Gerek kadınlar gerekse eylemci gen&çer i…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Tutuklu gazetecilerin sayısı her ge&cç g…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

2009 yılında kurulan ve test yayını yapa…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Utanç sözleşmesi diye bildiğimiz olayın…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Adana’da, ROJ TV’nin yayınlarının durdur…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Milliyet Gazetesi'nin, köşe yazarı Nuray…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Nor Radyo, üç yıldır internet üzerinden…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Erkekler yüzük, küpe, kalp yastık, oyunc…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Duygusal bir kombinasyondur aslında aşk.…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

"Nasıl da güzel öğrenmişler bütün tezahü…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

İstanbul aşkı istemiş. Ankara, Bursa, Es…

ARGUVAN HABER Devam oku...

arguvan haber
(Demokrasi)

Eski Diyarbakır'da Kültürel Çeşitlilik s…

ARGUVAN HABER Devam oku...

Arguvan Türküleri »

JA Teline IV
Sitesini Ziyaret için Tıklayınız!

Yeni Malatyaspor  »

JA Teline IV
Sitesini Ziyaret için Tıklayınız!

Radyo Arguvan    »

JA Teline IV
Sitesini Ziyaret için Tıklayınız!

Radyolar Dinle   »

JA Teline IV
Sitesini Ziyaret için Tıklayınız!

Arguvaninfo Web  »

arguvaninfo
Sitesini Ziyaret için Tıklayınız!