Hayat artık daha zor...
Utanç sözleşmesi diye bildiğimiz olayın mağdurunun (ve tüm ailenin) medya tarafından nasıl lime lime edilmeye devam edildiğini gördükçe, öfkeyi kontrol ederek söz söylemek doğrusunu isterseniz zorlaşıyor. Sorumlu davranan bir iki gazete ve oralarda çalışan muhabirleri dışında tutmak, genel fotoğrafı değiştirmiyor. Bugün 18 yaşında olan genç kadın öyle sorulara muhatap ediliyor, anne baba öyle işin tek suçlusu ilan ediliyor ki, bırakalım gazetecilik etiğini, insanlık utanıyor.
MAĞDUR VE AİLESİ LİME LİME EDİLDİ
İlk iki gün yapılan haberlerde, az biraz da olsa adalete dokundurmalar vardı. Sonra bu belli belirsiz dokundurmalara da rastlanmadı. Bırakın genel sistem eleştirisini, dünyanın bu en alçak şiddet biçimini besleyen (ve evet teşvik eden) yargı sistemini eleştiren, adaletin neden işlemediğini soran olmadı. Ya ne oldu? Mağdur ve ailesi adeta lime lime edildi. Tecavüz ayrıntılar istenerek tekrar tekrar anlatıldı. Anne baba tek ve en büyük suçlu/sorumlu ilan edildi. Boşverin adalet sistemini, tecavüzcü alçak bile gölgede kaldı. Ailenin tüm yaşantıları, görüntüleri, isimleri, ev içleri, yakın çevreleri, konu komşularıyla ilişkileri, her şeyleri ortalığa saçıldı. Yani medya, olaya gösterdiği duyarlılık sayesinde, genç kadın ve ailesi, önceki şartlarını arar hale geldi.
HABERTÜRK YİNE BENZERLERİNİ SOLLADI!
Kadına/çocuğa yönelik şiddet konusundaki duyarlılığını, kocası tarafından sırtından bıçaklanarak öldürülen Şefika Etik’i sırtındaki bıçakla sürmanşetten görerek kanıtlayan Habertürk, “utanç sözleşmesi” haber takibindeki üslubuyla, yine benzerlerini solladı. Nitekim, 5 Şubat Pazar günü manşetin hemen yanında yer alan konuyla ilgili haberinin başlığı şöyleydi: “Simsiyah bindi, rengarenk indi” Başlık, nasıl bir haberle/üslupla/dille karşılaşacağınızı gösteriyor aslında. Zira başlığın altındaki spotu okuyunca yanılmadığımızı anlıyoruz. Spot aynen şöyle: “5 bin liraya satılan E.Y., bir TV programı için Sivas’tan uçağa siyahlar içinde bindi. İstanbul’da ise renkli kıyafetlerle gülerek indi, kafalar karıştı.” Mağdurun, biri siyahlar içinde, diğeri “rengarenk” iki fotoğrafıyla desteklenen bu “haber”den ne anlamalıyız? Habertürk neyi ima ediyor? Neyi ima ettiği açık. “Kız numara yapıyor, olayı çoktan unutmuş, şimdi de olayı kullanıp, faydalanıyor. Ranta çeviriyor.”
ASLOLAN SİSTEMİN DEVAMI İSE KADINLIK TEFERRUATTIR
Daha 12 yaşındayken dünyanın başa çıkması en zor şiddetine uğramış bir genç kadının yaşadıkları karşısında “Bu kadar alçalamazlar”diye düşünmek istiyorsunuz ama ana akım medyanın tarihi, “Alçaklığın dibinin olmadığı”nın kanıtlarıyla dolu değil mi zaten?
Ama eğer yarın öbür gün “Utanç belgesi haberinin öznelerini en didik didik eden, en insan içine çıkamaz hale getiren gazeteciler” ödülü falan verilirse, hak Müge Anlı ve Anlı’ya olan hayranlığını gizlemeyen Ayşe Arman’ındır. Aslolan sistemin devamı ve korunmasıysa, kadın olmanın zerre kadar önemli olmadığını bir kere daha kanıtlayan, medyanın çok kıymetli bu iki ismi, (biri televizyonda, biri gazetesinde) mağduru ve ailesini iyice insan içine çıkamaz hale getirdiler. Yakın akrabalarından bile gizledikleri olayın artık tüm Türkiye tarafından bilindiğini, komşularından ve yakın aile üyelerinden bazılarının kendileriyle görüşmeyi reddettiğini, bazılarının intikam lafları ettiğini, artık Sivas’ta barınamayacaklarını, Antalya’dan da bunun için Sivas’a taşındıklarını, İstanbul’da kapıcılık bakacaklarını, mağdurun tek isteğinin bu olayın unutulması olduğunu…” da, en şefkatli, içi yanan pozlarla yaptıkları söyleşilere, “Neden direnemedin”, “Gerçekten korktun mu” gibi soruları da eklemekten geri durmayan medyanın bu iki güzide üyesinden öğrendik.
Başka mesajlar da verdiler. Daha doğrusu “Altını bir daha çizdiler” diyelim. “Zaten ne çıkarsa, bu cahil, doğurup doğurup duran, yol yordam bilmeyen alt sınıftan insanlardan çıkıyor.” Zihniyet bu olunca da, Müge Anlı yardımsever bir melek, Ayşe Arman ara sıra yukarılardan aşağı inerek, naif cümlelerle “asıl gerçeğimizi” yüzümüze vurup giden özel insan. Derin devletmiş, tecavüzcü alçak çok “dindar” bir insanmış... geçiniz efendim, geçiniz. Geçildi de.
Bu kadar laf ettikten sonra gazetemizin medya eleştirisi dışında olayı görememesini unutmadığımızı da eklemek isteriz.
evrensel.net - Bu sayfa 825 kere görüntülendi.Güncelleme tarihi: 2012-02-08 06:50:57







