Cunta yıllarından farksız
Tutuklu gazetecilerin sayısı her geçen gün artıyor. Bu sayının artmasına rağmen hükümet yetkilileri ve Başbakan, gazeteci örgütleri tarafından açıklanan rakamın gerçeği yansıtmadığını iddia ediyor. Hatta başbakan tutuklu gazetecilerin mesleklerinden dolayı değil çeşitli adi suçlardan dolayı içerde olduğunu dahi iddia ediyor.
Bunların ötesinde her gün cadı avı misali süren KCK operasyonları var. Her gün neredeyse Kürt siyasetçiler, yazarlar, öğrenciler gazeteciler içeri alınmakta. Operasyonlar sadece Kürtleri kapsamıyor neredeyse onlara selam verenler bile KCK operasyonlarında içeri alınıyorlar. Bilhassa Kürt gazetecilerin içeri alınması, Kürtler üzerindeki yoğun baskıları ve son politik süreci Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Alper Turgut ‘a sorduk.
AKP, KCK adı altında Kürt gazetecileri yaptıkları haberden, yazdıkları yazılardan dolayı ‘’örgüt propagandası’’ yapmaktan dolayı tutukluyor. Özgür Gündem’in basılması, yazarlarının tutuklanması, DİHA muhabirlerinin gözaltına alınıp tutuklanması, Ragıp Zarakolu’nun tutuklanması siz bu olayları bir gazeteci gözüyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özel yetkili mahkemeler, ya Ergenekon ya da KCK adı altında meslektaşlarımızı tutukluyor, iddianamelerde gazeteciler terör örgütü üyesi olarak gösteriliyor. Eskiden yardım ve yataklık ile suçlanırdı basın mensupları, şimdi direkt örgüt üyesi olarak suçlanıyor. Bu muhalefetin sesini kısma, baskı, sansür ile hak ve özgürlükleri engellemekten başka bir şey değil. Kalemi silahla bir tutan, işine gelmeyeni susturan ve sadece diktatörlüklerde yaşanan ve adına şaka gibi ‘’ileri demokrasi’’ denilen bu sivil baskı sürecinin, cunta yıllarından hiçbir farkı yok. Yüzü aşkın meslektaşımız cezaevlerinde, gözaltılar ve tutuklamalar hâlâ sürüyor, uzun süreli tutukluluk hali ise ayrı bir işkence… Biz dışarıdaki gazetecilerin içerideki meslektaşlarımız için gerçekleştirdiği etkinliklerimiz ve eylemlerimiz var. Yeterli mi ? Elbette değil. Çünkü medyanın acıklı hali ortada.
Muhalif gazeteciler tutuklanırken, Kürt politikacılar tutuklanırken en son olarak da KCK adı altında KESK’E, TÜM BEL- SEN’e yönelik gözaltılar özellikle, gözaltına alınanların kadın olması 8 Marta yönelik bir bastırma politikası olabilir mi?
Muhalefete anlayışı olmayan bir anlayışın, böyle büyük bir bastırma politikasına yönelmesi, beni asla şaşırtmaz. 1 Mayısta daha büyük bir gözaltı dalgasının yaşanacağını hissediyorum hatta… Üç yumurtaya on yılı aşkın hapis istenirken, PET şişe atmaya ceza yağarken, 500’ü aşkın öğrenci cezaevlerine doldurulurken, kadınların da meydanlara inmesi, haklarını aramaları ve örgütlülüğü savunması, işlerine gelmez diye düşünüyorum. (İstanbul/EVRENSEL)








